English
TÜRKÇE / ARŞİV /
Özkan AĞIŞ'ın 1996 yılında ENKA'da kaleme almış olduğu

29.11.2011
TEKNOLOJİK GELİŞME İLE ÇEVRE SENDROMU UZLAŞMASI
Özkan AĞIŞ
TÜRKOTED
Yönetim Kurulu Başkanı
[email protected]
 
1996 yılında “ENKA’dan HABERLER” Dergisi’nde yayınlanan  bir yazımı hiçbir kelimesine dokunmadan yeniden yayınlıyoruz:
 
1854 yılında Washington'daki büyük Başkan Franklin Pierce, ülkenin kuzeybatısında büyük topraklara hakim Kızılderili Şef Seatle'e, topraklarının bir kısmını satın almak için bir mektup göndermişti.
Kızılderili Şef Seatle'ın Başkan Pierce'e yazdığı cevap çevre kirlenme sorununa karşı yazılmış en güzel yazı olarak kabul ediliyor. Orijinali çok uzun olan bu mektubun ancak bazı bölümlerini verebiliyorum: 854 yılında Washington'daki büyük Başkan Franklin Pierce, ülkenin kuzeybatısında büyük topraklara hakim Kızılderili Şef Seatle'e, topraklarının bir kısmını satın almak için bir mektup göndermişti. Kızılderili Şef Seatle'ın Başkan Pierce'e yazdığı cevap çevre kirlenme sorununa karşı yazılmış en güzel yazı olarak kabul ediliyor. Orijinali çok uzun olan bu mektubun ancak bazı bölümlerini verebiliyorum:
 
Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz?
Ya da satabilirsiniz?
Ya toprakların sıcaklığını?
Havanın taze kokusuna, suyun pırıltısına
Sahip olmayan biri onu nasıl satabilir?
Kutsaldır bu topraklar benim ve milletim için,
Yağmur sonrası ışıldayan her çam yaprağı,
Denizi kucaklayan kumsallar,
Karanlık ormanların koynundaki sis
Vızıldayan her böcek milletim için kutsaldır.
Ve bilin ki Kızılderili adamın anıları
Ağaçların özsuyunda saklıdır.
O güzelkokan çiçekler bizim kız kardeşlerimizdir.
Geyik, at ve bük kartal da erkek kardeşlerimiz.
Yüksek kayalıklar, yeşil çayırlar
Ilık sıcak vücutlarıyla taylar ve insanlar
Hepsi bizim ailemizdir. .
Washington'daki büyük Başkan bizden
topraklarımızı istediği zaman bunları da istiyor.
Derelerin ve ırmakların içinden geçerken
Pırıldayan sular, yalnızca su değildir.
Atalarımızın kanlarıdır onlar.
Ve göllerin parlak sularında oynaşan her yansı
Benim milletime ait masalları, hikayeleri anlatır.
Kızılderili adam vahşidir sizin şehirlerinizi anlamaz.
O bir gölün üstünden yumuşak esen rüzgarı sever.
Getireceğiniz lokomotif öldüreceğiniz bin buffalo'dan
Nasıl daha kıymetli olabilir?
Nehirlerimizi zehirlemeye devam ederseniz.
Gece kendi çöpleriniz içinde boğulursunuz.
Bir bakarsınız ki gökteki kartallar yok olmuş.
zlı koşan taya elveda demişsiniz,
Bu ise bizim için yaşamın sonu,
Sizin içinse daha acımasız olmanın başlangıcıdır.
 
Yakın çağın getirdiği hızlı gelişmeler pek çok kolaylığı insanlığın hizmetine sunarken bir yandan da canlıların ortak malı olan çevreden, Kızılderili Başkan'ın mektubunda çok güzel ifade ettiği gibi, geri kazanılması zor hatta imkansız varlıkları ve güzellikleri de alıp götürmüştür. Sanayileşme ve şehirleşme sürecine giren bütün ülkeler başlangıçta doğayı, bitmeyen ve nasıl olsa kendini yenileyecek bir kaynak olarak almış ve onu sorumsuzca sömürmüşlerdir. Bizim gibi kalkınmakta olan ülkelerde doğanın korunması anlayışı, öncelikler sıralamasında sanayileşmenin, uygarlaşmanın ve çağdaşlaşmanın çok gerilerinde kalmış ve yetkililer, çevreyi kirletme ayıbını
saklamak ya da örtmek için birbirleriyle yarışmışlardır. Yurdumuzda da yaklaşık 50 yıldan beri sanayiciler ve Belediyeler adeta doğayı kirletme teşviki almış dokunulmaz bir sınıf olarak, canlıların ortak malı olan çevreyi, sorumsuzca sömürmüşler ve tahrip etmişlerdir. Sonuçta 50 yılda Haliç bir bataklık, İzmit ve İzmir körfezleri de canlıların yaş ayamadığı bir pis su deşarjı durumuna gelmiştir. Bu doğa harikaları, insafsız yöneticilerin ve sanayicilerin çıkarlarına kurban edilmiştir. Maden ve kömür ocakları, bunlara ait havzalar, rafineriler, kağıt ve şeker fabrikaları, enerji santralları elli yıldır birbirleriyle doğa kirletme yarışına girmişlerdir. Bu tesisleri yapanlar, işletenler de bir yandan doğayı insafsızca sömürmüşler, diğer yandan da çevrede yaşayan insanların gözüne baka baka çevreyi katletmişlerdir. Murgul, Elazığ, Küre, Keçiborlu maden ocakları civarı, Çatalağzı, Yatağan ve Soma Santrallarının vaktiyle yemyeşil olan çevreleri şimdi adeta yangın felaketine uğramış talihsiz fauna örtüsü görünümündedir. İnsanoğlunun insafsızca yok ettiği bu topraklara artık hayvanlar bile uğramaz olmuştur. Oysa ki bu tesislerin kurulduğu yıllarda, ileri ülkeler, doğa dengesini korumak, içindeki tüm canlıları daha fazla yaşatmak için gerekli teknolojileri üretmiş ve uygulamaya koymuşlardı. Sanayi atıklarının temizlenmesi, enerji santrallarına FGD (gazları kükürtten arıtan) ünitelerinin ilavesi projeleri ileri ülkelerde 2. dünya savaşından beri uygulanmakta idi. O devrin politikacıları, yöneticileri ve sanayicileri, bu gelişmeleri göz ardı etmekle sadece kendi ülkelerinin insanlarını hiç de hak etmedikleri biçimde cezalandırmakla kalmamış, toplumumuzda her türlü kirlenmeye bilgisizce ve bilinçsizce karşı koyan aşırı duyarlıkta ~evrecilerin türemesine de yol açmışlardır. Ankara, İstanbul ve Bursa gibi şehirlerimizde doğal gaz, hava kirliliğine karşı kesin çözüm olurken, bu şehirlerde kurulacak doğal gaz santrallarına karşı çıkan insanları, 50 yıldan beri doğamızı insafsızca kirleten bürokratların ve sanayicilerin sorumsuzluğu yaratmıştır. Bugün, Fransa'da elektrik enerjisinin % 78'i, Belçika'da % 62'si, Amerika'da % 25'i ve Japonya'da % 19'u nükleer santrallardan sağlanırken, Türkiye'de nükleer santral kurulmasına karşı tepkiler, yüzeyde gelecek nesilleri koruma gibi görünse de, gerçekte vaktiyle işlenen. Çevre suçlarının cezalı faturası olarak yorumlanmalıdır. Doğa dengesini ve canlıların dünyasına saygıyı hiçe sayan sorumsuzlarla, çevre koruma maskesi altında uygarca yaşama karşı çıkma ya da teknolojiyi reddetme ekstremine saplanan çevreciler arasında uzlaşma nasıl sağlanacaktır? Başka bir ifadeyle, toplumda teknoloji- ekoloji dengesi bilinci ve mantığı nasıl oluşturulacak ve nasıl işletilecektir? Doğanın kendini yenileme gücünün, onu katleden insanların insafı ile sınırlı olduğunu ve pek çok bölgede ekolojik dengenin bir daha düzelmemek üzere bozulduğunu gören insanoğlu, hiç olmazsa kalanı kurtarma paniğine kapılmıştır. Böylece son yıllarda, çevreyi kalkınmanın hem kaynağı hem de sınırı olarak gören bir yaklaşım ön plana çıkmıştır. Bu yaklaşımın özünde, çevre ile teknoloji arasında karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi olduğu gerçeğinin anlaşılması vardır.
Gelişmiş ülkeler, toplumlarına çevre bilincini yerleştirerek, kalkınmanın tartışılmaz gereği olan çağdaş. teknolojilerin insanoğluna sağladığı nimetlerle, çıkacak çevre sorunları arasındaki dengenin oluşmasını sağlamışlardır. Bu denge zaman zaman çevreciler lehine bozulsa da, toplumsal uzlaşma bilinci bu gibi aksaklıkları, yaygınlaşmadan onarma başarısını gösterebilmiştir. Dünya'da, pek çok alanda olduğu gibi çevre konusunda da hızlı bir küreselleşme yaş anmaktadır. Bu, kısmen çevre sorunlarının sınır tanımayışından, kısmen de ekonomik ve politik ilişkilerde çevrenin kazandığı önemden kaynaklanmaktadır. Türkiye son yıllarda çevre alanında bölgesel entegrasyonlara ve uluslararası anlaşmalara imza koymakla, bölgenin küresel boyutta korunması için üstlendiği taahhütleri yerine getirmeye başlamıştır. Bu bağlamda, rkiye 1980'den beri, nesli tükenmekte olan yabani hayvan ve bitki türlerinin korunmasına dair sözleşme, .Akdeniz'in korunması ile ilgili Cenova beyannamesi (1995), Nükleer kaza ve radyolojik acil hallerde yardımlaşma sözleşmesi (1990), Denizlerin kirletilmesine karşı uluslararası sözleşme, ozon tabakasını incelten maddelere karşı Montreal Protokolü (1990) ve çevre ve kalkınma üzerine Rio deklarasyonu (1992) gibi uluslararası anlaşmaları imzalamış ve bu anlmaların gereğini yerine getirecek yasal düzenlemeler yapmıştır. Yani Devlet, 50 yıldır ihmali ile sebep olduğu bozulmayı durdurmak için, ileri ülkelerin uyguladığı çevre kural ve kurumlarını oluşturrnakla kalmamış, bunları yerine getireceğini taahhüt etmiştir, Geriye, çevre koruma bilinç ve mantığının topluma kazandırılması kalmıştır. Bir başka ifadeyle, Devletin ve Belediyelerin çevre savurganlığına karşı toplumda oluşan güvensizliğin onarılmasına sıra gelmiştir. Dünyadaki gelişmelere hızla uyum sağlayan özel şirketler, fabrikalarında çevre yönetimi birimlerini oluşturarak, çevre biliminde 5 E diye tanınan, Ekoloji-Enerji-Ekonomi- Estetik-Etik (ahlak) faktörlerinin birleştiği üretim sistemlerini uygulama alanına koymaya başlamışlardır, Bu suretle, bir ölçüde bu 5E üzerine kurulmuş olan Rio Sözleşmesi’nin özel sektöre düşen gereğini yerine getirmektedirler. Bunun ne anlama geldiğini, Rio Sözleşmesi'nden bazı alıntılarla açmaya çalışacağım.
- Sürekli ve dengeli kalkınmanın gerçekleştirilebilmesi için çevre koruma, kalkınma sürecinin entegre bir parçasını olturmalıdır.
- Herkese daha iyi bir gelecek sağlanmalı ve sürdürülebilir kalkınmayı başarabilmek için dünya gençliğinin yaratıcılığı, idealleri, cesareti ve global sorumluluğu paylaşmaları yeniden kanalize edilmelidir.
- Barış, kalkınma ve çevre koruma birbirine bağlı ve bölünmezdir.
Teknoloji-çevre çelişkisi üzerine çeşitlemelerimi Kızılderili Başkan Seatle'ın mektubuna karşı Başkan Pierce'in ne yaptığı ve ne yapması gerektiği çelişkisi ile bitirmek istiyorum, Bilindiği gibi Amerika satın alamayacağını anladığı bu toprakları zorla yani savaşla almıştır. Oysa ki Başkan Pierce yanıtını Rio Sözleşmesine imza koyduktan sonra yazsaydı ya da Rio Sözleşmesi 1854'te imzalanmış olsaydı Başkan Seatle'a mecburen şöyle seslenirdi:
Gel, tüm toprakların sıcaklığı,
Havanın taze kokusunu,
Denizi kucaklayan kumsalları,
O güzel kokan çiçekleri paylaşalım.
Washington 'daki Başkan der ki,
Karanlık ormanların koynundaki sis,
llerin üstünü yalayan rüzgar,
Bir gün karga olurfelaket olur yalnızsan.
Yağmurda ışıldayan her çam yaprağını
Suyun parıltısını karanlık gecelerde nasıl görürn?
Bizim gecelerimizse ışıl ışıldır.
Geyik, at ve büyük kartal
Kardeşin değil düşmanın olur güçsüzsen
O vızıldayan böcekler ,tma olur,
felaketin olur salgını arda
Çamlar vahşidir; kayalıklar daha sarptır ulaşamazsan
Hızlı koşan taya, uçuşan kelebeklere kim kıyar?
Birlikte kovalasın, sevsin onları çocuklarınız,
Geyik, at ve büyük kartal beyazların da kardeşi olsun
Barış ve dostluk toprakların sıcaklığından fışkıran
bereket olsun.
 
15 yıl önce yazdığım bu yazı üzerinde, görüş ve yorumlarınızı bekliyorum.
Dostça ve Hoşça Kalın…
BİLGİ BANKASI

Avrasya Kojenerasyon Konferansı Sunumları- 7 Nisan 2021

7 Nisan tarihinde gerçekleşen Avrasya Kojenerasyon Konferansı sunumlarına ulaşmak için kişinin üstüne tıklayabilirsiniz. ...

Enerji Üretiminde Kazan Teknolojisi ve Yerli Kazan İmalatı Webinarı

Enerji Üretiminde Kazan Teknolojisi ve Yerli Kazan İmalatı Webinarı 24 Aralık 2020 tarihinde gerçekleşti....

Türkiye’nin Enerji Verimliliği Potansiyeli ve Kojenerasyonun Katkıları Webinarı

KojenTürk tarafından düzenlenen "Türkiye’nin Enerji Verimliliği Potansiyeli ve Kojenerasyonun Katkıları" webinarı, 24 Kasım Salı günü Zoom platformu ü...

ICCI Oturum Sunumları- 16 Ekim 2020

Türkiye enerji sektörünü bir araya getiren en prestijli orgazinasyon olan ICCI bu yıl, 14-16 Ekim tarihlerinde "ICCI Dijital Konferansı" olarak düzenl...

ICCI Oturum Sunumları- 15 Ekim 2020

Türkiye enerji sektörünü bir araya getiren en prestijli orgazinasyon olan ICCI bu yıl, 14-16 Ekim tarihlerinde "ICCI Dijital Konferansı" olarak düzenl...
E-Mail listemize abone olun.
Medya Partneri